La Reverie's profileüƒтâ∂єPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
üƒтâ∂єσтαğıмızı уüяєкℓєяє кυямαηıη уσℓυ, уüяєкℓєяι вιя мιη∂єя gιвι мυнαтαρℓαяıмızıη αℓтıηα ѕєямєктєη gєçєя.. July 15 Be GratefulLuqman(A.S.) had great love for the Almighty, that it created within him high moral character and exemplary habits. This was a clear sign of his nobility and nearness to Allah. The details of that is described in Surah(Chapter) Luqman in the Glorious Qur’an. Luqman(A.S.) used to be in the employment of a rich man. The nobility of Luqman(A.S.)’s character had a great effect on his master, so much so that the master considered him as a great friend and a beloved companion. Although he was the master, yet in fact the master became like a slave to his employee. It became the practice of the master that whenever he had something special to eat, he would first feed Luqman(A.S.) of it and after Luqman(A.S.) had filled himself, he would eat the left overs. Luqman(A.S.) would consider the love of the master and his habit, so he would eat moderately and send what was left over to the master. One day, during the melon season, the master received a melon from somewhere. At that time Luqman(A.S.) was not present. The master sent one of his slaves to go and call him. When Luqman(A.S.) arrived, the master cut the melon into slices and slice by slice started giving thereof to Luqman(A.S.) to eat. As he ate the slices, the master inwardly became pleased at the effect his love was having upon Luqman(A.S.). Luqman(A.S.) ate the slices with great PLEASURE and all the time expressed THANKS for the favour shown to him by the master. After having eaten the slices, when just one slice remained, the master said: “Let me eat this slice and see how sweet is this melon.” Saying this, he put the slice into his mouth. Immediately, such bitterness spread from the tip of his tongue down to his throat, that as a result of the extreme bitterness of the melon, he fell down unconscious and remained unconscious for a whole hour. When he regained consciousness, he questioned Luqman(A.S.): ” O Beloved one, how did you manage to, so heartily eat those slices of melon ? Just one slice of the melon had such an effect on me, then how did you manage to eat so many slices ?” Luqman(A.S.) replied: “O Friend, from your hands I have received hundreds of gifts. The burden of thanks upon me is so great, that my back has gone crooked. Hence, I felt ashamed that the hand that had granted me so much favours, if one day some distastefulness or bitterness should come, how can I turn away from it? O Friend, the pleasure of knowing that it comes from your hands has changed the bitterness of the melon to sweetness.” LESSON: At every given moment there are numerous bounties and favours of Allah upon mankind. But if ever for a moment some such incident takes place which brings with it, a problem and outwardly causes some difficulty, man loses patience and fails to be grateful. On the other hand, there are those who are granted understanding, so that when sorrows and difficulties touches them, they remain happy, pleased and grateful to their Lord. At such times, they draw strength from their good understanding and realise that this world is like a hospital and we are like patients in it. There are times when the doctor gives the patient “sweet” medicine and at other times ” bitter” medicine. However, in both these, there are beneficial results for the patient. Similarly, Allah is the “Al Hakeem”, the All-Wise and at the same time is the ” Haakim”- Ruler. He is also “Ar- Raheem”, the Merciful One. Hence, whether it brings out comfort or discomfort, all these are for our benefit and interest. So be Grateful and Thankful under ALL circumstances and conditions to the Almighty. June 01 Abdülhamid Han’ın Hamiyeti
Abdülhamid Han’ın uzun yıllar mâbeyn kâtipliğini yapmış Tahsin Paşa, hatıralarında anlatıyor: — Bir akşamdı. Mâbeynde nöbetçi olarak ben kalmıştım. Gelen mektup, telgraf, rapor ve tezkerelerin listelerini tertipleyip huzura çıkmak üzereyken bir telgraf geldi. İstanbul’da laleli postanesi memurlarından birinin Yıldız’a çektiği bu telgrafta, karısının o gece doğum yapacağı, doğumun çok zor olacağına dair doktorlar tarafından dikkat işareti verildiği, elinde hiçbir vasıta bulunmadığı ve Merhamet-i Şahaneye sığındığını bildiriyordu. Bu telgrafa kıymet vermedim ve onu listeye almadım. Huzurda Padişah, âdeti icabı her şeyi ayrı ayrı gözden geçirdikten sonra ilâve etti. — Başka bir şey var mı? Telgrafı söyledim ve arza değmeyeceğini düşünerek listeye almadığımı arz ettim. Emir verdi: — Hemen getiriniz! Getirdim… Dikkatle okudu ve derhal mütehassıs bir tabip ve bir yaverle doğru Laleli’ye giderek doğumu kontrol altına almalarını, benim de kendilerine refakat etmemi ferman etti. Gittik ve işimizi bitirip sabaha karşı döndük. Bir de ne görelim? Hünkâr, bahçe üzerindeki odasında, ışıkları açık, cama vurarak bizi çağırmıyor mu? Sabaha kadar uyuyamayıp bizi beklediğini anladık. Neticeyi sordu. Doğumun zor olduğunu, fakat müdahaleyle kadının kurtulduğunu, çocuğa ‘Abdülhamid’ isminin verildiğini, İhsan-ı Şahane’nin de aile reisine teslim edildiğini ve adamın ağlayarak ömür ve devletlerine dua ettiğini anlattım. Bizi ayakta dinledi, sadece rahatladığını gösteren bir ‘oh’ çekti ve Sabah Namazına durdu. April 20 Nam-ı Celîl
Buyuruyor ki, “bir gün benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacak” diyor. Demek ki, kutuplarda azıcık yarım saatliğine bile güneşin doğup battığı yerler vardır. Oraya bile ulaşacak. Aslında meseleyi öyle almamalı. Mekanı zikredip o mekanda mekana hulul edecek insanı anlamak lazım. Yani gecesi gündüzü olan insanların bulunduğu her yere benim namım ulaşacaktır. Şimdi bu gaybi bir haberdir. Fakat gaybi haberden daha çok, bizim için gösterilen bir ufuktur, bir gaye-i hayaldir. Bize verilmiş bir hedeftir. Diyor ki, siz benim adımı nam-ı celilimi güneşin doğup battığı her yere götürün. Götürmek için o bir avuç atında eğeri olmayan, atının ağzında gemi olmayan -baldırı çıplak derken takdir sözüyle söylüyorum- Hicaz’dan ayrılan baldırı çıplak - o baldırı çıplaklara ruhum kurban olsun- atları ciriko kemikleri üzerinde dünyanın dört bir yanına o nam-ı celili Muhammedi’yi götürmek için at koşturdu durdular. O anil merkez hareketin, merkez kaç hareketin, gücü bir yere kadar gitti durdu. O merkezden hızını alan güç bir yerde bitti durdu. Bayrak taşıyan kollar birden yerde yoruldu, bayrak bırakıldı. At çatladı, silah işlemez oldu, kılıç körerdi, yay açılmaz oldu, ok gitmez oldu. Ve gele gele size geldi. Götüre bildikleri yere kadar götürdüler. Bize getirenlerin de ruhu şad olsun. Biz bir Asya milletiyiz. Onlar hicret-i seniyenin sekseninci senesinde Buhara’ya gelmeselerdi, kırkıncı senesinde Manevarun Nehir’e ulaşmasalardı biz nerden Müslümanlığı öğrenecektik. O ilk Müslümanlar İslamı çok iyi yorumlamasalardı, bizim anladığımız manada seslendirmeselerdi nasıl böyle bir Müslümanlığı anlayacaktık.
Ama her bir fani gibi onlarında bir ömrü vardır. Onlarda ömürlerini, ömrü tabilerini, tamamladılar ve göçüp gittiler Allah’a. Vazife başında gittiler. Şimdi gele gele bu vazife size düştü. Ama acıdır çok, Allah Resul’ünün nam-ı celili güneşin doğup battığı her yere gidemedi henüz. Sizin arkadaşlarınız Sibirya’larda yaz günlerinde sıcağın otuz kırk derece olduğu kış günlerinde soğuğun altmış derece olduğu bir yerde o nam-ı celili Muhammedi’yi şöyle veya böyle tutturabilir miyiz diye, buza yazı yazar gibi oraya o namı yazmaya çalışıyorlar. Eski Moğolların ülkesine, bilmem ki Güney Kutup’ta insan var mıdır? Oralara kadar dünyanın her yerine nam-ı celili Muhammedi’nin götürülmesi. Bırakın buralara da bir Almanya’ya gidin, dünya kadar yer gezersinizde ruhi revani Muhammedi minarelerde şehbal açmaz. İngiltere’de dünya kadar yer dolaşırsınız da ezan sesi duymazsınız. Camileri vardır ama sizin camilere benzemez. Müezzinleri kapalı yerlerde ezan okur. İmamların sesi sokağa taşmaz. Oralarda sokakları da alacak şekilde gürül gürül namaz kılınmaz. Itri’nin bestesiyle salat-u selamlar okunmaz. Allahu Ekberler denmez. Ve Allah Resul’ünü kaldığın sürelerce ben oralarda çok garip hissettim. “Çok az anılıyorsun ya Resulullah, herhalde çok gurbet yaşıyorsun buralarda” dedim kendi kendime. Bir senden evvel ama senden küçük o peygamberlerin haline bakıyorum. Bir Amerika’da bakıyorum Davud’un sesi senden yüksek çıkıyor. Süleyman’ın sesi senden yüksek çıkıyor. İsa’nın sesi senden yüksek çıkıyor. Musa’nın sesi senden yüksek çıkıyor. O seslere de ruhum kurban. Ama senin sesin bir sporda başarılı olamamış takımın bayrağının birkaç adım aşağıda olması gibi nam-ı celiline baktıkça aşağıda görüyorum. Ve içim içimi yiyor adeta. Oralara bile nam-ı celili Muhammedi götürülememiş. Biz mi vefasız, bize yakın olan bizden evvelkiler mi vefasız, tarih mi vefasız, tarihseller mi vefasız kim vefasız bilemeyeceğim. Ama herhalde dostun vefasızlığı bahis mevzu düşmanın husumetinin yanı başında. Bunun için güneşin doğup battığı her yere mutlaka ulaşmamız lazım. Bunu ister bir emir telakki edersiniz sahabinden. İster bir gaye-i hayal telakki edersiniz. Sizin için bir ufuk, bir hedeftir. Buraya ulaşın demiştir ümmetine. Ve isterseniz onu henüz vakti gelmemiş gaybtan verilen bir haber telakki edersiniz. Demek ki, Allah resulü olacak bir şeyi söylüyor. Madem bu olacaktır öyleyse bence bunu oldurmaya çalışmalıyız. O olacak şeyin yanında Allahın inayeti vardır. Allahın keremi vardır, Resul’ün şefaati vardır. Allah (c.c.) sizi tutup kaldıracaktır. Allah sizi tutup kaldıracaktır. Allah’ın inayet ve keremiyle. Bunu ben bir işarete binaen söylüyorum. Sizin tutulup kaldırıldığınıza dair bir işarete binaen söylüyorum ama müsaadenizle onu açamayacağım. Mezun değilim onu açmaya. Onu O’nunla benim aramda bir sır olarak kabul edeceğim. Eğer tutulup kaldırılmayı düşünüyorsanız, dağınıklığınızın giderilmesi ve toparlanmayı düşünüyorsanız bu işe sahip çıkın. İslamın dağınık şemnini bir araya getirin ki Allah da sizi dağınıklıktan kurtarsın, derlenip toparlanmanıza yardımcı olsun ve tutsun sizi tutup kaldırdığınız hakla beraber kaldırsın. Hakkı koyacağı yere koysun. Hak sahiplerini, ihkak-ı hak yapanları hakkı kaldırıp koyduğu yere koysun. Ben sizden fazla bir şey istemiyorum, istemeye hiç hakkım yok. O konumda da değilim. Ama başlattığınız şu şeyi devam ettirmenizi istirham ediyorum. Allah aşkına, Resulün hatırına, şanlı tarihinizin hatırına. Tarihinizde sizin garip bir hadise değil bu. O kadar çok tekerrür etmiş. O kadar çok baskısı yaşanmış, o kadar çok şablonu var ki. Size diyorum bu kanaviçe üzerinde hayatınızı ördüğünüz zaman, örgülediğiniz zaman bu kendi kendine gerçekleşecektir Allahın inayet ve keremiyle. Başlamış bir iş, yarıda bırakmayın. Bir kırık plak gibi kalmasın. Bu ses bu beste tamamlasın Allah aşkına. Bunu arkadan gelenler dinlerken yahu tamam olmuyor bu şiir demesinler. Bu beste tamam olmuyor demesinler. Dinlesinler ve tamamlayanlara rahmet desinler. Başlamış bir şey. Başlamışı bitirin inşallah. Siz bitirmeye azmederseniz Allah sizi çoğaltmakta, sizi ikmal etmekte, itmam etmekte ve bu işi bitirmede size yardımcı olacaktır. M.F.G. January 29 "Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”
“Here is a plain statement to men, a guidance and instruction to those who fear Allah!. So lose not heart, nor fall into despair: for ye must gain mastery if ye are true in Faith. …
|
|||||||||||||||||
Loading...
|
La Reverie .Location Ey asırlardan beri hasretle yolunu gözlediğimiz ruh! Eğer sen bir şafaksan gel gayrı bunca emare yeter !
Eğer kıyametsen, bilmem ki başka hangi alâmeti beklersin..?! |
|
|
Loading...
|
|
Nov. 15
|
|
|
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
![]() Esselamu Aleyküm Ey Güzel İnsanlar ! Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluş olan, bir Onbir Ayın Sultanı'nı daha uğurluyoruz. Artık gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarımızda Ramazan-ı Şerifin sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başladık. Evet bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan Kuran-ı Mucüz-ül Beyandan esintiler, Kudret-i Sonsuzun nezdinde öyle büyük mükâfatlara mazhar oldu ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıpta ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düştüler maalesef. Bayram, esasen Rabbi Rahimimizin bizleri affettiği gün olacaktır. Büyük alim, ALLAH dostu Alvarlı Efe Hazretleri : Mevla bizi affede, Bayram o bayram olur, Cürm-ü hatalar gide, Bayram o bayram olur, Nağmeleriyle, gönül pınarındaki esintileri bizlere aksettiriyor ve cehennemden azat olduğumuz kurtuluş günümüzün bizim esas bayramımız olacağını bizlere hatırlatıyor. İnanan insan da esasen bu gerçek bayramlara ulaşabilmenin endişesi ve düşüncesi içinde olmalı, her davranışını "büyük buluşma" ya göre ayarlamalıdır. Rabbim Ramazan Bayramınızı mübarek eylesin. Bayram İslam Alemi namına hayırlara vesile olur inşaALLAH.. Rabbim mazlum kardeşlerimizi zalimlerin zulmünden kurtarsın. Ümmet-i Muhammed arasındaki ayrılıkları birliğe çevirsin. Küffara karşı sesimizi gür, kılıcımızı keskin, yöneticilerimizi de Hakk ile hükmedenlerden eylesin inşaALLAH... Siz Değerli, Kıymetli Gönül Dostların ve de Tüm inananların Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik eder, Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşmayı temenni ederim. ALLAH(c.c.)'a emanet olun. -Allahü Teâlâ buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Eğer siz ALLAH’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed Sûresi 7.Âyet) Sadakallah u-l Azim / ALLAH doğru söyledi *** "Güzellik bakan gözde, gözü baktıran kalpte, kalbi veren Rabb'te..." *** Edebten Melekler Nurlandı, Edebsizlikten Şeytan Huzurdan Kovuldu. *** Ey gönül! Lâle gibi ol ki, hâlinden sadece"Yâr"haberdâr olsun. Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım.
Sept. 19
|
|
|
Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur Su çorak gönlüme merhametini indir Su fani ömrümü sonsuzluga eristir Ya Rahim! öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin Aklima vahyinle tenezzül edersin öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin Istenmediginde de lütfedersin öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin Hak etmeyene bile çok bahsedersin öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin Ahireti ondan daha güzel eylersin Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni Yüzünden azad eyle kalbimi Atesten uzak eyle beni Hicrana düsürme kalbimi Rahmetinin rahmine al beni Merhametinin kucagina al kalbimi Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir Esmaül Hünsa'na sahit yaz beni
Aug. 15
|
|
|
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
![]() BEREKETLİ VE FEYİZLİ OLMASI SEBEBİYLE MÜBAREK, KULLARIN AF VE TEMİZE ÇIKMASI SEBEBİYLE BERAAT , MÜ'MİNLERİN İHSANA KAVUŞMASI NEDENİYLE RAHMET OLAN BU GÜNÜ ve GECESİNİ İHYA EDELİM. Ramazan ayının habercisi mübarek Berat Kandili’dir. Yüce Allah’ın sınırsız af, merhamet, yardım ve bereketine vesile olan bu geceye erişmenin heyecan ve mutluluğunu yaşamaktayız. Müslümanların, Yüce Allah’ın bağışlamasıyla günahlardan kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir. Dindarlık dünya ve ahiret, madde ve mana dengesine; akıl, düşünce, duygu ve bilginin ahenkli şekilde buluşturulmasına dayanır. Günümüzde ferdi ve toplumsal hayatımızdaki maddi ve manevi değerler dengesi madde lehine bozulmuş, manevi değerler erozyona uğramış, dünyevîleşme, bencillik, kişisel çıkarcılık, kendini beğenmişlik, nemelazımcılık, dedikodu ve tahammülsüzlük gibi olumsuzluklar dünyaya bakışımızda ve ilişkilerimizde öne çıkmış, neticede bütün bunlar ruh sağlığımızı ciddi anlamda bozmaya başlamıştır. Bu beşeri zaafların etkisinin artması sadece ferdi ve ailevi mutluluğumuzu değil, toplumsal hayatımızı, barış ve huzur, dayanışma ve kardeşlik içinde yaşayabilmemizi de tehdit etmektedir. Oysa Yüce dinimiz İslâm, insanın maddî ihtiyaçları kadar ruhî ihtiyaçlarını da dikkate almış, onun devamlı surette Yüce Yaratanla bağlantı içinde olmasına önem vermiş, insandaki pozitif değerleri öne çıkararak onu geliştirmeyi, onun özünün bozulmasını önlemeyi, insanın kendisi, çevresi ve yaratıcısı ile ilişkilerini sağlıklı bir şekilde kurabilecek bir iç barış ve güvene kavuşmasını gaye edinmiştir. Ayrıca Yüce dinimiz, sadece ihtiyacı olana maddi yardımda bulunmayı değil, sağlıklı bir iletişim için güler yüz göstermeyi de, çevremizdeki insanlardan anlayış bekleyene anlayış, ilgi bekleyene ilgi göstermeyi, onlara doğru bilgi vermeyi de sadaka ve ibadet saymıştır. Berat kandilinin aydınlattığı manevi ortam, bizlere böyle bir dengeli hayatı kurmamızı, dinin genel ibadet ve hayır anlayışına uygun olarak kendimiz ve çevremiz için yararlı davranışta bulunmamızı sağlayacak bir bilinç tazeleme imkanı sunmaktadır. Berat Gecesi, kendimizi yenilemek, geçmişimizi sorgulamak, geleceğimizi planlamak ve ümitlerimizi tazelemek için önümüze konulan büyük bir fırsattır. Berat gecesini idrak eden herkes, Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki; “De ki, ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer-53) müjdesinin farkına vararak, ümitlerini canlandırmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir. Peygamber Efendimiz; “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamaz”, “Kim dünyada bir mümin kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir” buyurarak, sağlıklı bir toplumun oluşmasında sevgiyi, nimeti ve güzellikleri diğerleriyle paylaşmanın ve çevreyle bütünleşmenin ne kadar önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir. Unutmamalıyız ki, dayanışma ve yardımlaşma içinde birbirimizi severek birlikte yaşamanın yolu, öfkeyi hoşgörüye, önyargıyı doğru ve gerçek anlayışa, tahammülsüzlüğü sabra, ayrılığı bütünlüğe, düşmanlığı dostluğa, kini ve nefreti sevgiye, bencilliği fedakarlığa dönüştürmek ve bütün güzellikleri birlikte paylaşmaktan geçer. Sağlıklı bir toplum olabilmek için kişisel çıkarları bir kenara bırakıp karşılıklı ilişkilerimizde doğruluk, adalet ve samimiyeti esas almalı, birbirimizi anlamaya çalışmalı, zaman zaman ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları çatışma ve inatlaşmaya gitmeden çözmeli, yapılan bireysel hataları da hoş karşılamalı ve affetmeliyiz. Bu mübarek Berat gecesi
münasebetiyle, kendimize dönelim, kalabalıklar arasında yalnızlığı ve iç hesaplaşmayı
yakalayıp günahlarımıza tövbe edelim. Kendimiz, ailemiz, ülkemiz, bütün
müslümanlar ve insanlık için Allah’a dua ve niyazda bulunalım.
Berat gecesinin çağımızın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere bir kandil olması dileğiyle Siz değerli kardeşimizin, sevdiklerinin ve Ümmet-i Muhammed’in Berat Kandili’ni kutluyor ve bu gecenin İslâm aleminin birlik ve beraberliğine, insanlığın barış ve huzuruna vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Aug. 5
|
|
|
ahmed akwrote:
Gönder yâ Rabbî!
“Kul ‘Yâ Rabbî, Yâ Rabbî’ dediği vakit, Allahü Teâlâ ‘Kulum, ne istiyorsun? İste, (dilediğin) verilecektir’ buyurmaktadır.”1 *** Bütün mahlûkat bekliyor… Rabbinin rahmet hazinesinden ta’yîn ve takdir ettiği rızkı beklemeyen var mıdır? Kimi ağzını açmış, annesinin getireceği bir lokma “kay”a razı; kiminin elleri açılmış, “Hayy”dır fîzârı… Gönder yâ Rabbî! Mikroptan gergedana, papatyadan çınar ağacına kadar bütün canlılar Rezzâk’ından bekler rızkını. Amelesi ağası, gedası paşası rızka muhtâç; makam mevki kâr etmez. Yağmuru rahmet eden, arzda rızkı halk eden işitmez mi duâyı? Tarlayı ekmeli çiftçi, işinde işlemeli işçi; usta dövmeli demiri, analar yoğurmalı hamuru… Hâl, kâl’e omuz vermeli, duâ ederken. Ağaçlar, semâya uzatmış kollar gibi dallarını, bekliyor. Toprak tohuma, tohum hubûb’a hâmile, bekliyor. Gönder yâ Rabbî! Her duâya cevap veren Allah’ım! Muhtâca matlûbunu ver. Demirciler tak tak eder, takırdar; damda leylek lâk lâk eder, lâkırdar. Umarlar hâlleriyle, isterler dilleriyle. Gönder yâ Rabbî! Yer altında solucan, yer üstünde halecân; kimi gider, kimi gelir, koşuşur. Deryadaki, Dünyadaki bütün canlıların rızkını ihsan eden Allah’ım! Ne kadar cömertsin, ne çok merhamet sahibisin! Kudretinin dairesini akıl alır gibi değil! Sabah giden, akşam dönen bunca insan, bunca hayvan yuvasına çeker durur; karınca misâli, karınca kararınca… Kımıldayan dudaklar, ister Senden daima; dinsizi hâlle, dinlisi kâlle. Mutî’ kullarına ikrâm, asî kullarına ihsân eden Sensin! Çalınacak kapı Sensin! Bilse de, bilmese de mahlûk… Gönder yâ Rabbî! Sen vermezsen ne hâl olur bunca can? Büyüklüğün şânındandır “aman”a eman. Dünyada sultan, orada hüsrân etme elaman! Kerem-kârsın, meded-kârsın; yâ Hannan, yâ Mennan. Sen, Rabbi’l-Âleminsin. Hışırdayan yapraklar, çatlak kara topraklar; inekler, sinekler, böcekler; gülümseyen taç yapraklı çiçekler kendilerine mahsûs dilleriyle, dilerler rahmetini. “Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. O halde benden rızık isteyin ki, sizi doyurayım”2 buyuruyorsun. Ne gelirse Sendendir, cümle kusur bizdendir. Âkıbet hayr olacaksa, gönder yâ Rabbî!.. Dipnotlar: 1- Bursalı, E. G. D., 26 (et-Terğib ve’t-Terhib,2: 488). 2- Câmiü’s-Sağîr, 3: 1273. ALİ RIZA AYDIN ![]() selam ve dua ile hayırlı günler hülya kardeşim
July 13
|
|
|